Bazen tıkanırsın, insanlar ister ki ya da bekler ki rol yapasın; ama o bile içinden gelmez. Eğer hayatında bir defa bile böyle bir hal içinde olmadıysan, sana sağlayacağı katkıları da hiç yaşamamışsın demektir.

Benim için yıllardır yazdığım ve sizlerin okuduğu yazılarım en iyi terapi oldu, ilaç oldu bana. Geçtiğim sayısız dönemin, sayısız ruh halinin meyveleri oldu tüm yazılarım. Hepsi benden bir parça. Hiç düşünmedim bu yazıları sizinle paylaşırken, aman şöyle yazayım da beni şöyle görsünler ya da aman böyle demeyeyim de yanlış anlaşılmayayım vs. Hiç düşünmedim bunları bir an bile.

Burası sizinle benim aramda. Bir bağ burası. Sizinle benim aramda. Hiç rol yapmak veya farklı görünmek gibi bir isteğim olmadı bu mecrada. Burası benim toprağım, tarlam…

Bazen hayatımızda çok şey ekeriz tarlamıza ama ne olur; bir şey olur da, hasat beklediğimiz gibi olmaz bazen.

Ne yani ? Hasadı beğenmedik diye tarlaya mı yakacağız ?

Hayır !

Tek şey biliyorum; ben yola çıkarken hiç vazgeçmedim zaman zaman ara verdim ama hiç vazgeçmedim. Herşey hep güllük gülistanlık değildi her zaman, gözler, yüzler, eller, hayaller…Vazgeçmediği bir yolu olmalı insanın, “ah” dese de vazgeçmediği bir yolu.

Vazgeçmeye gönlünün el vermediği bir yolu olmalı.

Eğer kalbin de, kendin için sızlamıyorsa ara sıra; mahrum kalıyorsun demektir. Çünkü gerçekten, rahat olduğun konfor alanından çıkınca gelişebilirsin. Ne zaman eğer bir rahatsızlık duyar hale gelmişsen; o zaman hayat göz kırpıyordur. Ben gördüm ki; göz kırpıyor bana hayat, ben de karşılık verdim bazen gülerek bazen ağlayarak. Huzurlu ve endişesiz yaşamak, hayata daha büyük anlamlar vermeyen vasat insanların arzusudur demiş Nietzsche. Bir bakın kendinize önce, sonra diğerine, ötekine, berikine. Bakın, ne düşünüyor, hayat vizyonu nedir, hayata dair derdi nedir, neyi hedefliyor, neyi istiyor ? Çünkü insan, vizyonu kadar. Düşünebildiği kadar. Vizyonunun seninkiyle uymayan ya da ilham almadığın, ilham vermeyen hiç kimse ve hiç bir yer sana esenlik vermez, veremez çünkü.

Bir insanı tanımak istiyorsanız, neyi istediğine bakın. O zaman anlarsınız. (Rumi)

Sürekli mutlu olmak diye bir şey yok bu hayatta. Sürekli mutsuz olmak da…

Mutlu olmak, zorlukları aşıp hayatı yaşamak için orijinal yollar yaratarak bu güce sahip olduğunuzu kanıtlamaktır. (Nietzsche)

Şimdi sen, pek bir rahat konfor alanında iken, istediğin kadar gelişiyorum, eğitimler alıyorum, çalışıyorum vs diyebilirsin ama gerçek öyle değil ! Senin ne geliştiğin var ne de bir şey öğrendiğin. Sadece vasat bir arzu içinde sabahlarını akşam, akşamlarını sabah etmektesin.

Bu dünyadan sayısız insan geldi geçti. Herkes an geldi ve miyadını tamamladı. Herkeste tamamlayacak. Bundan 100 yıl öncesinin zengini kimdi diye sorarsak kimse bilmez ama 100 yılın bilgeleri kimlerdi diye sorarsak; herkes cevap verir kendince. Demek ki hatırlanan zenginlik değil, hatırlanan insanların söyledikleri, yazdıkları, yaptıkları, eserleri…

“Aynı olmak” nasıl bir şey sence ?

Diğerleri gibi olmak. Aynı olmak ve öyle yaşamak nasıl bir şey sence ?

“Sizi, kara koyun, yalnız kurt, çirkin ördek yavrusu, ayrık otu diye çağırırlarsa sinmeyin ve kendinizi küçültmeyin. Eğer size bir ara meydan okuyan, işe yaramaz, şımarık, kurnaz, asi, itaatsiz, isyankar denmişse; doğru yoldasınız. Eğer size hiç böyle şeyler söylenmemişse, henüz vakit vardır. Dışlanma, eğlence olsun diye arzu edilecek birşey değildir ama armağanları çoktur. Zayıflığı söker atar. Mızmızlığı ortadan kaldırır, sezgiyi yükseltir; içerdekinin (aynı olanın) asla elde edemeyeceği bir keskin gözlem, içgörü ve perspektif gücü sağlar” (Clarissa Estes)

Sürüden ayrı olanlar bunu herhangi bir çaba ya da ekstra bir gayretle ile yapmazlar; onların doğası budur.
Ve onları hemen tanırsınız.
Ama ;
Ya seversiniz ya sevmezsiniz ! Arası yoktur. Çünkü lider bir ruha orta yollarda rastlayamazsınız ⚜️

Onun için gerek blogumdan, gerekse kitaplarımı yazarken, gerekse sosyal medyada sizinle paylaşırken; ben sürüden ayrı olduğumu gayet iyi biliyorum. Çünkü ben buyum. Hep buydum. Yıllar önce de şimdi de. Bunun için ekstra hiçbir gayretim olmadı ne geçmişte ne de bugün. Olmayacak da ! Anlayan anladı, takip etti sevdi saydı benimsedi, güç verdi ve tarlada o da yeşerdi. Anlamayan anlamadı, takip etmedi/edemedi 🙂 sevmedi, burun kıvırdı, eleştirdi ve tarlada çürüdü gitti. Oysa ki biz bu vakte vardık Allah’ın izniyle.

Yani diyeceğim o ki; tarla benim tarlam…

İster yeşerir daha da gelişip büyürsün bu tarlada, istersen solar, çürüyüp gidersin, ayıklanırsın bu tarladan.

Haydi kal sağlıcakla