Biz bir gerçeği es geçiyoruz hatta unutuyoruz;

Hiç kimsenin yeteneklerimizi onaylamasına ihtiyacımız yok!

Olmamalı da !

Ama tüm sistemler bunun üzerine kurulmuş. Biri diğerini beğenecek, biri diğerini onaylayacak ya da tam tersi.

Halbuki, belki sen ve ben aynı yerde değiliz, bu nedenle sen ne beni ne de yeteneklerimi doğru anlayıp değerlendirebilecek kapasitede değilsin belki de…

Biri size “bu konuda iyisin” ya da “bu konuda kötüsün” deyince öyle olmuyorsunuz, bunu da unutmamak gerekiyor.

Tamam dinleyelim karşımızdakini ancak seni değerlendirebilecek veya görüşlerine saygı duyacağın kişi senden çok rüştünü ispat etmiş olmalı hayat yolculuğunda. Onun vicdanına, merhametine, kişiliğine, hayatına saygı duymalısın. Ki sen onun görüş ve geribildirimine değer veresin önemseyesin.

Bu nedenle illa birilerinin seni onaylaması veya alkışlaması gerekmiyor.

Sen biliyor ve inanıyorsan yeteneklerine, ne yapıp ne yapamayacağına bu öyledir, kim ne derse desin. Ama kendimizi başkaları ile kıyaslama hatasına düşüyoruz çoğu zaman. Oysa ki sanane/banane başkalarından. Yan kulvarda seninle aynı yarışta olan, aynı hızda koşmaz. Herkesin hızı da ritmi de kendine göredir çünkü. Eğer hızın da, ritmin de diğerlerinden farklı olursa o zaman yarışı kazanan sen olursun o kadar !

Bu noktada Oprah Winfrey’in Hayat Bilgesi kitabından bir bölüm eklemek istiyorum;

“Oyununuzun çıtasını yükseltmek istiyorsanız hiçbir zaman diğerlerinin nerede olduğu ile ilgili endişelenmeyin. Onları kontrol edemezsiniz. Yalnızca kendinizi kontrol edebilirsiniz. Maratonda koşmak gibi bir şey. Kafanızı çevirip diğer atletlerin nerede olduğuna bakmak size enerji harcatır, üstüne üstlük size yaklaşmışlarsa paniğe kapılırsınız. Bu yüzden ekibime de hep şunu söylerim:
Zamanınızı, geriye dönüp diğerlerinin nerede olduğuna bakmak için harcamayın.”

Bir de her zaman sizi yaptığınız iş her ne ise, onun için uygun olmadığınızı, yeteneğinizin olmadığını ya da güya o işi iyi yapamadığınızı söyleyerek kendince sizi değersizleştirmek isteyenler çıkabilir. Ben de duydum kendim için böyle benzer şeyleri emin olun.  Bunların başkalarının (genellikle de korkuttuklarınızın:) saray oyunlarının basit senaryoları olmalarını bilmemin dışında ne potansiyelimi değiştirdi ne de yeteneklerimi. Ne de değiştirme gücüne sahip.

Siz de duyarsanız ya da duyacak olursanız derin bir nefes alın !

Hatta en derinden bunun tamamen yanlış olduğunu bildiğinizin hissi ile istiyorsanız ağlayın da !

Ama şunu unutmayın : Bu duyduklarınız sizin için uygun olan başka bir planın adım sesleri. Çünkü sizin yolunuz başka. Yapacaklarınız başka.

Yine Oprah örneğinden bir örnek tam da yeri gelmişken; onu haber spikerliğine uygun bulunmadığında hissettiklerini şöyle ifade etmiş;

“Uzun yıllar önce yaşadığım, Baltimore’daki haber sunuculuğunun sana erdiği günü hatırlıyorum. Söylediklerine göre televizyon için ‘uygun ‘ değilmişim. Haber sunamazmışım. Çünkü habere konu alan hikayelere kendimi fazla kaptırıyormuşum! Bense – her ne kadar sulugöz biri olmasam da- bu hikayelere konu olan – insanlar için ağlamakta bir sakınca görmüyordum. Sunucunun, bir yangın haberini sunarken yangında evini kaybeden insanlar için gözyaşı dökmesini doğru bulmuyorlardı. Ne zaman ki haber sunmayı bırakmak zorunda kalıp kendi talk show’unu yapmaya başladım, o zaman kendi doğrularımı ortaya kayabildim. 1978’de ilk programını sunarken gerçekten nefes aldığımı hissetmiştim. Zaten gerçek tutkularımız, bize aynen bu duyguyu yaşatmalı. Size kendinizi “olduğunuz gibi’ hissettirmek”

Şimdi spikerlik için uygun bulunmayan o kadın, sonrasında ilk siyahi kadın dolar milyarderi ve Dünya’nın en etkili kadınlarından biri !

Onun güya sunuculuk için uygun olmadığını (!) söyleyerek onu kovanlar kim ? 🙂

(Biblioteca Medicea Laurenziana – Floransa / İtalya)

Yazımı, Platon’un dünyaca ünlü “Sokrates’in Savunması” kitabından bitireyim:

Belki biri şöyle diyecek: “Sokrates, seni böyle vakitsiz bir sona sürükleyen bir ömürden utanç duymuyor musun? Bana bunu soracak olana açıkça cevap verebilir ve diyebilirim ki: dostum, yanlıyorsun. Değeri olan bir kimse, yaşayacak mıyım yoksa ölecek miyim diye düşünmemelidir; bir iş görürken yalnız doğru mu eğri mi hareket ettiğini, cesaretli bir adam gibi mi yoksa tabansızca mı hareket ettiğini düşünmelidir.”