Hayat oturduğun yerden yaşanmıyor. Uzaktan onun, bunun, şunun için ahkam kesmekle de olmuyor.

Bir başkası diğerini hiç bir zaman tam olarak anlayamıyor.

Herkesin sınavı da bir olmuyor acısı da…

Ancak bildiğim tek ve en kesin gerçek şu ki; ateş sadece düştüğü yeri yakıyor ve bilen sadece onu yaşayan oluyor.

Dolayısıyla her zaman söylediğimi bir kez daha tekrarlamakta mahsur görmüyorum; bir şeyi yaşamadan veya o papuçlarla yürümeden, o şapkayı çıkarıp kendi kafana takmadan anlaşılmıyor.

Hayatta karşımıza çıkan veya içinde bulunduğumuz hallerin bize söylemek istediği bir şeyler var. Duymamızı istedikleri bir şeyler.

Neden o halin içindeyiz?

Nedir sevaplarımız, günahlarımız?

Yine bildiğim bir şey daha var ki; o da insanın haysiyetinin ve şerefinin en önemli şey olduğu. Eğer varsa tabi 🙂

Eğer hayatında herşey tıkırında gidiyor diye serersen yapman gerekenleri ne kadar yazık sana.

Eğer kendini bir şey sanarsan ne kadar yazık sana.

İnsanlar da oldukları yerden anlaşılmıyor. İnsanları tanımak bir sanat işi. İncelikli bir sanat işi…

Ve bu sanatın bir okulu yok malesef ya da bir eğitimi.

İnsan bunu kendi ölçe biçe, düşe kalka, acıyla olduğu kadar neşeyle anlıyor. Ama kendi anlıyor. Ne kadar anlayabiliyorsa.

Etrafındaki her insan dostu değil insanın. Zaten böyle bir şey olması da doğal seleksiyonun zıddı. Yani imkansız bir olanak 🙂

Herkesi sevmek zorunda değilsin. Bu en doğal hakkın. Böyle bir grostonluk yükün yok. Hatta bu yük kimsenin de olmamalı. Doğallıktan son derece uzak çünkü.

Ancak insanlara kıymet vermek, haksızlık yapmadan hareket etmek/edebilmek önemli.

Geçen günlerde bundan 4 yıl önce yazdığım bazı notlarımı okudum. Hayallerim hiç değişmemiş. Ne kalbimdekiler ne bana 4 yıl önce o satırları yazdıran parmaklarım ne de yüreğimde süzülenler. O satırları okuyunca bir kez daha anladım. İnsan değişiyor gibi gözüküyor büyüyor, olgunlaşıyor belki de ama yüreğindekiler, hayalleri hep oldukları yerde.

Okudum yazdıklarımı, istediklerimi, neler tasavvur ettiğimi. Bazıları olmuş, bazıları ise henüz gerçekleşmemiş.

Ama şimdi bugün, bu saniye de bile o hayaller hala benim. Hala yüreğimdeler, hala ruhumda hala parmaklarımın ucundalar.

Ancak bazen hayat planladığın gibi gitmez. Hayat planlanmaz zaten. Ancak insan gafletle bunu hep yapmaya çalışıyor 🙂

Yaradan’da gülüyor 🙂 Plan kimin, sen kimsin, neyin planını yapıyorsun…vs.

Özümü yeşerten gözyaşlarıma, “hadi belki bir ümit” diye yorduğum güzel gönlüme,

dışarıdan hiç anlaşılmayan acılarıma, hayallerime, başarılarıma, başarısızlıklarıma,

düşündüğüm gecelerime, sıktığım avuçlarıma,

yeteneklerime, acemiliklerime, neşeme, hüznüme,

ahtapot gibi sardığım insanlarıma, beni etten püften sebeplerle bırakıp gidenlere, gördüğüm riyakarlara,

beni büyütenlere, yaptığım herşeye, yapamadıklarıma,

yaşattığım ve yaşadığım mutlu “an”lara, ve şimdiye dek anlayabildiğim herşeye teşekkür ederim. Şükürler olsun. Hamd olsun.

İşte tüm bunlar için ben çok şanslı bir insanım.

Eğer sen de bu yazıda kendinden bir şeyler bulduysan, kalbin sızladıysa bir şeyler aklına gelip ya da hatırladıysan çektiğin acıları, veyahut yalnız geçen gecelerini, aklına yaşadıklarından bir şeyler geldiyse sen de şimdi ne kadar şanslı bir insan olduğunu söyle kendine…

********

“Mutlu hayat yoktur, mutlu an’lar vardır.

Çünkü hayat, hiçbir zaman aynen tekrarı olmayacak “an”lardan ibarettir.”