Neler yapmaya çalışırsanız çalışın, her yıl şirketin yaklaşık %35-40’ı gidiyorsa, hafıza kaybı yaşanıyor demektir. 

Finansbank İK GMY Hakan Alp’in, 2017 Boğaziçi Ünv. İK Zirvesinde yaptığı konuşma bana ilham verdi.

Şimdiye dek pek çok sunum izledim üst düzey yöneticilere ait. Hazırladım da 🙂

İK’dan sorumlu üst düzey yönetici olmak, bazı farklılıkları istiyor kendisinde.

İnsan kaynağının yönetimine yön veren yöneticinin, ilham veriyor olmasını istiyor insan.

Samimi, özgün ve dürüst olmasını da aynı zamanda.

Ve cesur olabilmesini. Hep çerçevelerin ve sıradan yapmacık rollerin içine sıkıştırılmış gibi olmamasını.

Ancak bu özelliklerin pek azı bir arada bulunuyor. Nadir şekilde.

Size de dikkat edin, yaptıkları sunumlardan, bakış açılarından, size o sunum sürelerinde neleri özgün olarak aktarabildiklerinden bu dediğim farkı hissedebileceksiniz. Çünkü hepsi aynı değil. Kimi çıkıyor ve altındaki başka birilerinin hazırladığı sunumu, on dakika göz atmasıyla çıkıp anlatmaya çalışıyor. Son derece sıradan şekilde. Çünkü sorsanız çok yoğundur 🙂

Özgün ve farklı bir şey hazırlamak zaman ister, üzerinde düşünmek tasarlamak ister çünkü, yetenek ve vizyon da aynı zamanda.

Kısacası janjanlı ifadesiyle tüm CHRO’ların hepsi bu kapsam da yer almıyorlar.

Hakan Alp’i çokça dinleme fırsatım oldu. Bana özgün, herhangi bir çekincesi olmadan cesaretle ve samimiyetle uzgörü aktarabilen sunum/konuşmaları dinlemek keyif veriyor. Hazırlanan sunum kalitesi de ayrıca mühim. Bu nedenle beğendiğim ve dinlemenin bana bir şeyler kattığını düşündüğüm bir yönetici Hakan Alp.

Bu konuşmasında dinlediklerim aşağıdaki bir iki kelamı etmeme neden oldu;

Neler yapmaya çalışırsanız çalışın, her yıl şirketin yaklaşık %35-40’ı gidiyorsa, hafıza kaybı yaşanıyor demektir.

Bir kurum, kişilerden oluşur.

Bireylerin hafızaları (yani yetenekleri, kapasiteleri, varsa vizyonları) kurumun hafızası demektir.

Yani kurumum yeteneği, çalışanları kadardır.

Karşımızdaki “İNSAN”.

Biz insana çip takmayı, robotların bizi ele geçireceğini, nesnelerin internetini, droneları…vs konuşuyoruz.

Oysa insanın beklentileri, hissedişleri, mutlulukları ya da mutsuzlukları ne nesnelerin internetiyle ne de drone’larla değişmez malesef.

Bakmak lazım; bir kurumda o %40 neden sürekli gidiyor?

Bunca yatırım ve emek neden sürekli o delikten boşa akıyor, havuzu da bir türlü doldurmuyor.

İnsan teknolojiye çabuk uyum sağlar amma velakin değer birliği yoksa çalışan ile şirket arasında, öte yandan kurumda yalan rüzgarı, muhteşem süleyman ya da kurtlar vadisi klonlanıyor hatta yeniden çekiliyorsa 🙂 teknoloji dahi fayda etmez/ edemez.

Yani ana durum, zirvelerde seminerlerde en önemli sermayemiz insan kaynağımızdır, çalışanlarımızın yüzde bilmem kaçı ünv. mezunu, memnuniyet yüzde bilmem kaç demek değil gibi 🙂

Yeni bir şeyleri cesaretle söylemek, farklı bir yerlerden bakmak ve yapmak gerekiyor.

Özgün, farklı  ve sıradışı bir CHRO olmakta, aldığın unvana, işe alıp işten çıkarmaya veya koltuğa göre insana nasip edilmiyor.

O tını varsa var, yoksa yok !

Velhasıl liderlik orta yollarda bulunmaz.