Kanımca insanları sıkıntıya sokan; hissettikleri gibi davranamamak ya da duygularını – hislerini söyleyememek…

Halbuki neyse ne…

Üzüldün ise üzüldün hatta belki geberdin acıdan.

Mutluysan mutlusun, belki sevgi pıtırcığı oldun.

Ya da kızdıysan kızdın, öfkelendin.

Neyse ne…

Ama gelelim görelim ki; işler malesef öyle değil.

Üzüldüysen gösterme, seviyorsan çaktırma, kızdıysan belli etme, öfkelendiysen bastır…vs.

Elbette bu dediklerim ortalığı kıralım dökelim, hem kendimize hem de karşımızdakine ya da etrafımıza zarar verelim manasında değil. Ancak duyguları bastırmanın veyahut şöyle demek gerek; hislerini/hissettiğini ifade edememenin maliyeti çok BÜYÜK ! Bugün bir söz de okudum facebookta pek beğendim; “Eşeğe, At demenin büyük bedelleri var”.

Bize pahallıya mal oluyor.

İnsan psikolojisi her ne kadar günümüzde hedonistleşip teflonlaşsa da, yapısı gereği biriktirdiği şeylerin faturasını yüksek kesiyor. Ve mutlaka kesiyor o faturayı. Bir gün, bir anda, bir yerde…

Ve işte o zaman da nasıl ödeyeceğini şaşırıyor insan, çoğu zaman da ödeyemiyor elinde patlıyor.

Örneğin ben, yazılarımı yazarken veya paylaşımlarımı yaparken, “elalem ne der” kaygısından mümkün olduğunca uzak duruyorum. Neyse o ! Ve en çokta bu NETliğimi seviyorum. Benim gibi pek çok insan var bunu da biliyorum. Benim gibi olmayan pek çok insan olduğu gibi.

Canım acıdıysa, acıdı.

Üzüldüysem, üzüldüm.

Ağladımsa, ağladım.

Başardıysam, başardım.

Kızdıysam, kızdım.

Atarlandıysam, atarlandım.

Sevindiysem, sevindim. Sevdiysem, sevdim. Sevmediysem, sevmedim.

Tüm bunları, başkasının aklından geçecek olan on saniyelik intiba için veyahut herhangi bir dedikodu toplaşmasının malzemesi olacağını bildiğim için yok sayamam, üstünü örtemem ya da yapmacık davranarak kendimi kandıramam.

Tüm bunların zararı en çok yapan kişinin kendisine. Bu şekilde yapan saklayan, örten, hissetmediği halde öyle davranan, mış gibi yapan, yalandan öven, sahteden gülen, sözde dost görünen çooook kişi var. Belki yapısı gereği, belki böyle istediği için, belki farkında olmadığından, belki de sözde kurnaz poker face’in pirim yapacağını/yaptığını sanmaktan. Bilemem.

******

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler.
Hz. Süleyman dervişi hemen çağırtır ve ona sorar:  Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?

Derviş kendini şöyle savunur:

“Sultanım, kuşu avlamak istedim.Önce kaçmadı, yaklaştım yine kaçmadı.Teslim olacağını düşünüp atladım.Yakalayacağım esnada kanadı kırıldı”

Hz.Süleyman:

“Bak, bu adam haklı, niye kaçmadın? O sinsice yaklaşmamış, hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kırıldı diye şikâyet ediyorsun”
Kuş kendini savunur : “Onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsa hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez dedim”

Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister. “Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.

Ancak bu emre kuş itiraz eder: “Efendim, sakın böyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
“Neden” diye sorar Hz. Süleyman; Kuş sebebini şöyle açıklar: “Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar.
Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkarın. Çıkarın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın!”

*******

Bu güzel bir hikaye. Eğer şekle, şemale gereğinden fazla bakarsanız aldanırsınız.

Hiçbir şey (-kişi, durum, olay, kurum…vb-) dışarıdan göründüğü gibi süt liman, şıkır şıkır, pürüzsüz, harikulade, sorunsuz, kadınsa güzel, erkekse centilmen, yakışıklı degildir.

Derviş elbiseli avcılara, güleryüzlü sinsilere, kuzu postundaki kurtlara, koyun postundaki çakallara, tavşan postundaki sırtlanlara, kaplumbağa postundaki yılanlara aldanmayalım.

Ve mümkün olduğu sürece, imkanlar ve durumlar dahilinde, lisan-ı münasiple hissettiğimizi ifade edebilelim.

Şimdiye dek hissetiklerimi ifade edemediklerim ya da yeterince ifade edemediklerim oldu ise (-ki mutlaka olmuştur-), ne diyeyim mahşere sakladım hesabımı…

Siz ne dersiniz ? Siz de durum nasıl ?

Bu yazıyı okurken tek başınaysan, birinden birşey saklamana gerek yok 🙂 Bu soruyu sorduğumda; aklına ilk ne geldi ?