Başrolünü Jennifer Lawrence’ın oynadığı JOY filmini izlemiş olanlarınız vardır.

Bu filmi ilk izlediğimde, bu kadının iyi eğitimine rağmen, hayatının pekte parlak gitmemesi, ailesinin sorunları, annesi ve babasının tartışmaları, yaptığı evlilikte kocasıyla çok farklı oluşu, küçük kızı, hayal ettiği iş fikrine (buluşa) rağmen, onu sömürmeye, bundan yararlanmaya çalışanların varlığı ancak tüm bu zorlanmalarına rağmen verdiği karar beni hayli etkilemişti.

Hayatımızda her zaman “bu iş tutmaz”, “bu fikrin yaramaz”, “bu şey satmaz”, “sen yetenekli değilsin”, “sen yapamazsın” veya “sen daha önce hiç şirket yönetmedin”, “daha önce bunu yapmadın, yapamazsın” diyenler olacaktır.

Bulduğumuz fikri, yaptığımız işi veya hayalimizi değersiz görecek olanlar daima olacaktır.

Anlamayanlar da…

Eğer içinizden bir şeyin doğru olduğu geçiyorsa, doğrudur!

Başkasının ne düşündüğü haklısınız moral bozar ancak geçerli olmamalıdır.

Beni de yeteneksiz veya başarısız bulanlar vardır buna yüzde yüz eminim.

Ancak bu onların seyirci benimse sahnede olduğum gerçeğini değiştirmiyor.

Sahneyi ise, bir şeyleri yapan, üreten ve hayata geçiren anlamında kullanıyorum.

Keza JOY filminde olduğu gibi bazen ipleri elinize almanız gerekir.

Yine içsesiniz buna en büyük rehberinizdir.

Fakat oyunu kurallarına göre oynamak gerekir.

Bu oyun nasıldır?

Bu oyunda herkesin sizi bıcı bıcı sevmesi yoktur.

Bu oyunda ekibini çalıştıran bir liderin, kendi ekibi tarafından övülmesi elbette yoktur.

Bu oyunda arkanızdan orda burda sevgi sözcükleri konuşulması yoktur.

Bu oyunda başarılarınızın alkışlanması yoktur.

Bu oyunda “yetenek yönetimi” sadece lafı güzaftır.

Yetenek yönetimi çıkarların birbiri ile kesiştiği, egonun konuştuğu yerde biter.

Bu oyunda kendinizi değerli hissettirilmeniz yoktur.

Bu oyunda en yakınlarınıza sırtınızı tamamen dayamanız yoktur.

Bu oyunda tezgah, kurgu, yalan dolan, hak yeme, itibarsızlaştırılma serbesttir.

Bu oyunda acımazsızca eleştirilmek serbesttir.

Bu oyunda gizli ajandalar doludur.

Nasıl geldi kulağa bu yazdıklarım…

Sert değil mi?

Acıdır ancak gerçektir.

Dışarıdan parlatılan her sistemin, bir de  kan revan içinde kalan çarkları vardır.

Bu kuralları bilmek lazımdır. Ancak bilmek uygulamak anlamına gelmez.

Bilmek ve uygulamak ise bir seçimdir.

Ve iş hayatında rekabet cinsiyetsizdir.

Oysa ki hayat, inanılmaz olasılıklarla doludur.

JOY bir kadının varoluş hikayesi. Kendi sorumluluğunu alan bir kadının hikayesi.

Her kadın kendi varoluş serüveninin içinde.

Ancak daimi inandığım şey şu ki; bir kadın yeteneklerini farketmeli.

Hayalleri olmalı.

Yazdığı, çizdiği, söylediği…

Elbette herkes hayallerini gerçek yapamıyor bu hayatta.

Fakat bu hayalsiz olmaktan yeğdir.

Bir kadının doğruluğuna tüm kalbiyle inandığı, aklıyla tasdik ettiği hedefleri olmalı.

Sadece sabah bir işe gidip akşam dönmekten ya da günlerini birbirinin ardı peşi sıra aynı şeyleri yaparak geçirmekten evla olan.

Pek çok kadınımızın kendi yeteneklerinden, yapabileceklerinden haberi dahi yok.

Belki de haberi olsun da istemiyor.

Kendisi bile kendi yeteneklerini bilmek duymak farketmek istemiyor.

İş dünyası ise ayrı bir hikaye.

Maskülen ve yırtıcı bir düzenin, kendisi de maskülenleşen hatta daima savunmada ya da kollamada kalmak zorunda kalan kadınları.

Bir dizi akıl oyunları ve entrikalar içinde strateji kurbağası haline dönüşmek.

Üstelik kimi zaman bir prense dahi rastlayamadan.

Her zaman birileri çıkacaktır, sizi olduğunuzdan daha değersiz hissettirecek olan.

Bu bir erkekte olabilir veya bazen bir başka kadın ya da kadınlar da olabilir.

Kadın kadının kız kardeşi midir düşünelim.

Herkes şu anda kendi hayatından düşünsün bunu. Gözünün önüne getirsin yaşadığı ne varsa.

Gerçekten öyle midir?

Gönül elbette öyle olmasını ister. Keşke gerçekten olsa. Ancak cevap sanırım bu sorunun cevabını düşünen pek çok için müspet olamayacak kadar dolambaçlı. Belki kadınlar da kendi hayatlarında bir adım dahi olsa aşama kaydederler birbirlerini destekleme, birbirlerine güç verme anlamında. Belki günün birinde birbirlerinin azimleri (dikkat ederseniz “hırs” demiyorum) eleştirmeksizin, birbirlerine yapıp olumlu manada başardıkları için değer vermeyi becerebilirler.

Hayatın çok mu sakin?

Hayatında her şey tıkır tıkır yolunda mı?

Üzgünüm sana kötü bir haberim var.

İyi denizciler sakin sularda yetişmez.

Herkes seni seviyor mu?

Hep alkış mı alıyorsun?

Üzgünüm bir kötü haber daha;

Yeterince iyi değilsin demektir.