Bir şirkete hayallerle, isteklerle, ümitlerle başlıyoruz değil mi?

Çok güzel, heyecanlıyız, ik ile görüştük, onbin beşyüz görüşmeden geçtik, yüzümüzü eskittik, sonunda işe alındık 🙂

Buradan nereye bağlayacağım?

Benim yolun başındaki genç arkadaşlara önerim şu olur :

Tamam, belki işe başladığınız firma hep hayalini kurduğunuz firma idi. Hep hayal ettiğiniz yerdesiniz. Ancak artık durum başka, siz kapısından içeri girdiğiniz an o şirketin iç yüzü ile karşılaşırsınız. Bu “iç yüz” elbette süküt-u hayale uğratacak kadar olabilir de olmayabilir de…

Önemli ve gerçek olan artık o uzaktan baktığınız şirketin, içindeki ekibi tanıyacak olmanız, işleyişinde yer alacak olmanızdır. Bakıyorum veya denk geliyorum bazı yolun başında olan, bu maratonu yeni koşmaya başlamış koşucular, hemen şirketleri öyle böyle diye övmeye başlıyorlar.

Belki haklı bir onur duymak istiyorlar haklarıdır ancak bir süre bir bakıyorum ki, şirketini öve öve yere göğe koyamayan o koşucu, işten ayrılıvermiş 🙂

Övün de demiyorum, övmeyin de demiyorum.

Sadece övdüğünüz şirketten iki ay sonra ayrılıyorsanız, ne siz övgünün hakkını vermişsinizdir ne de şirketiniz…Dolayısıyla bu gereksiz yaptığınız bir şey olarak kalır geriye…

Bir şirketi hakkıyla övebilmek için ona vakıf olmak gerekir. Bu da hemen olmaz 🙂

Bir bakın bakalım, çalıştığı şirkette on yılını geçirmiş biri sizinle aynı mı düşünüyor? Ha evet dediğiniz anda siz doya doya övebilirsiniz henüz iki gün önce girdiğiniz işyerini…