13-14 Şubat tarihlerinde MCT İKZirvesi gerçekleşti. Zirvenin bu seneki teması “Enerjiyi Yaratanlar: Hareket, Dönüşüm, Güç” idi. İki gün hayli yoğun bir programla tamamlandı. Birçok değerli ismi konuşmacı olarak dinledik. İnsan Kaynakları çalışanlarının ilhama en az bir pazarlama departmanı kadar, en az bir satış departmanı kadar hatta bir reklam şirketi kadar ihtiyacı olduğunu savunuyorum. Bu açıdan zirve anlatılanların yorumlanması ve anlaşılması her kişinin zihinsel ve ruhi altyapısı ile bağlantılı olmak üzere bir çok katılımcının düşünmesine ve enerji almasına imkan vermiştir diye düşünüyorum.

Bir çok not aldım, anlık paylaşımlarımı iki gün boyunca twitter’dan gerçekleştirdim, videolar ve fotoğraflar çektim. 

Zirvede beğendiğim ve etkilendiğim bazı konuşmacılar vardı. Diğerlerinden kanımca birkaç tık öne çıkan ve ilham verme yetileri daha yüksek olanlardı, şahsi fikrime göre. Her zaman düşündüğüm şey, bir şey bilmek başka, anlatabilmek ise bambaşka bir şey. Anlatırken etkileyici olabilmek ise apayrı bir şey. Bu konuda üçünü bir arada barındıran veya sadece içlerinden birine ya da ikisine sahip olduğunu düşündüğüm isimler de vardı. Kuşkusuz ki, her konuşmacının ve paylaşımlarının enerjisinin birbiri ile aynı olmasını bekleyemeyiz.

Konuşmalardan bazı notlarımı her zamanki gibi bazı yorumlarımla(***) birlikte sizlerle paylaşıyorum:

Büyük bir hedefiniz olduğunda enerji yaratırsınız.

Tony Buzan : “Monotonuz. Yaratıcılık üniversitede düşüyor. Yaratıcılık enerji demektir. Bilgi çağındaki en büyük problem bilginin çok akıyor olması. Bilgi yüklemesi var. Bu strese ve enerji düşüşüne yol açıyor. Biz enerji çağında değiliz sadece öyle sanıyoruz. Bilgiden ziyade öğrenmenin yönetilmesi önemli. İnsan hayatını zeka ile yönetir. Siz kim olduğunuzu bildiğiniz zaman zekanızı da bilirsiniz. Ne olduğunuzu bilirsiniz. İK’da ki herkes küresel beynin gelişmesine yardım eder. İK yaratıcı olmak zorunda. Siz enerji dolu musunuz? Büyük bir hedefiniz olduğunda enerji yaratırsınız.”

*** İK’nın da yaratıcılığın üzerlerine yapıştığı diğer bazı işler gibi yaratıcı olmalarını savunduğumu daha önce de belirtmiştim. Ancak yaratıcı olabilmek ayrı bir cesaret gerektiriyor. Altyapının da buna müsait olması gerekiyor. Buzan’da bu altyapıdan bahsetti. Buzan’ın bu konuşmasını yer yer The School of Life Sunday Sermons “T.Buzan on Daydreaming” konuşmasına benzettim. Ancak kendisini çok yakından dinleme fırsatına sahip olduğum için şanslı görüyorum kendimi, son derece sıcakkanlı ve pozitif bir kişi Buzan.

Bernd Vogel : Liderlik stratejinizin bir hedefi var mı? Siz enerji veren biri misiniz?”

Jean Twenge : Narsist kişilik başkalarının düşüncelerine önem vermez, onları önemsemez. Bireyselliğin artısı ve eksisi var. Nesiller arası farklılık bireyselliğe bağlanıyor. Demokratik liderlik, nesile her istediğini vermek değil, ihtiyacı olanları vermeli.”

İtibar asalet gibidir. Var diyorsanız yoktur.

Tanyer Sönmezer : “Firmalar çalışan markası olmak için maske takıyorlar. Onu kesiyorlar, bunu kesiyorlar. İnsanlar itibarlı şirkette çalışmak istiyorlar. Çünkü insanlar mezun olunca birkaç ismi lazım değil şirkette çalışmak istiyorlar.  Kültür, bir şirketin ne için çalıştığını belirleyen bir şey. Şirket kültürü bir kere oluştu mu onu bir daha parçalayamazsınız. İtibar asalet gibidir. Var diyorsanız yoktur. Konuşulmaz, bahsi geçmez. İtibar, gaye ile ilişkilidir. Çalışan markası için kimi alkışlıyoruz? Kültür, itibar, liderlik ve insan yönetimi bir orkestranın parçaları gibi.”

*** Tanyer Sönmezer’in sunumu oldukça enerjikti. Sıradan değildi. Bu tarzıyla hemen sıyrılıyordu. Son derece yaratıcı düşünülmüştü. Nitekim kendisi takım elbise giymemişti, motorcu tulumu, montu ve motorsikleti ile geldi sahneye. Bu sıra dışı hali salonu daha fazla etkiledi doğal olarak. T.Buzan’nın da “monoton” olduğumuzu söylediği gibi, bu sunumun bu derece beğenilmesi de bence sunumlarda veya bu tip şeylerde cinsiyetsiz ve milliyetsiz olarak ne kadar monotonluk içerisinde olduğumuzu bize bir kez işaret ediyordu. Farklılık, farklılıktır. Yansır, aydınlatır. Farklı olmak için farklı olunmaz, olunamaz. Ama farklı iseniz ayrışırsınız, gözler size algılar siz hiçbir şey yapmasanız dahi…

İhtiyaç duymadığınız şeylere ulaşmak için çabalamaktan vazgeçin.

Lynne Twist : Türkiye’ye ilk defa geliyorum. Şehrin enerjisi muhteşem. Hayatımdaki bir çok şeyi çalışarak öğrendim. Rahibe Teresa’yla çalıştım. Okuma yazma bilmemek zeki olunmadığını göstermez. Bazı şeyleri kendiniz öğrenmeniz gerekir. Para enteresan bir madde. İnsanları etiketlemenin yanlış olduğunu gördüm. Zenginliğin çıkmaz döngüsü fakirlik kadar kötü olabilir. Her zaman parayla ilgili endişelerimiz var. Parayı bir tanrıya çevirdik! Boğazımıza yapışmış bir el gibi. En güçlü yanlarımızı örtbas etmiş durumda. İhtiyaç duymadığınız şeylere ulaşmak için çabalamaktan vazgeçin. Şükretmek, sahip olduklarınızı şereflendirmektir.”

*** Lynne Twist, gerek enerjisi, gerek sakinliği ile bilge bir kişilik olduğunu gösteriyordu. Zirve programı içerisinde en ruhani konuşmayı yaptı diyebiliriz. Konuşmasını şöyle bitirdi. “Tanrıdan bilgelik istedim bana çözmem için problemler verdi. Tanrıdan zenginlik istedim bana beyin ve vücud verdi. Tanrıdan cesaret istedim bana tehlikeler verdi. Tanrıdan sevgi istedim bana yardımcı olmak için insanlar verdi. Tanrıdan iyilik istedim. Bana imkanlar verdi.”

Yochai Benkler : “Durumun ne olduğu kritiktir. Enerjinin içten gelmesi lazım.”

*** Benkler, Vogel birbirine benzer konuştu. Yazımın başında belirttiğim gibi bilgiyi bilmek yaratıcılığı getirmiyor. Bunu doğurmuyor. Benim çok ilham aldığım konuşmacılar değillerdi açıkçası. İnsanları okullara göre tasniflendirmek kısmına her zaman karşı olduğum gibi, bunun onlara artı bir değer atfettiğini de düşünmüyorum ve bunu söylüyorum. Üniversite hocalarını dinlemek elbette kıymetli idi ancak ilham ve yaratıcılık açısından yeterli değildi. 100 kişiye soralım, hangi sunumu seçerlerdi, Sönmezer mi, Benkler mi? Sanırım 100’ün 99’un kimi seçeceği nettir. Ama biri Harvard’lı. Onun için sıkılsan bile sıkılmayacaksın. Sıkılsan bile kafa sallayacaksın. Velhasıl, biri kral çıplak diyene kadar kimse kralın çıplaklığı konusunda ağzını kolay kolay açamıyor.

Andy Reid : “Bir sene ileriye gitmenizi istiyorum ve hiçbir şeyin değişmediğini düşünmenizi istiyorum. Ne görüyorsunuz, ne hissediyorsunuz? Hayatınızda hiçbir şey değişmemiş ise ne hissedersiniz?”

*** Reid, son derece sıcakkanlı ve iletişimi yüksek bir kişilikti. Bu enerjisi ile kitleleri harekete geçirebilirdi. Başarılıydı. Sahibi olduğu thegeniusbox ekibi ile 2 gün boyunca zirveyi illüstre ettiler. Çıkan sonuç son derece etkileyiciydi. 

Kalemler, kağıtlar, renkler her zaman yaratıcılığı bize ne güzel geçiren araçlar. Ne mutlu bunlardan birini ya da bir kaçını layıkıyla kullanabilene. Reid’in sunumunda yaptırdığı bir çalışma vardı. Bir kağıda korkularımızı yazmamızı istedi. Biz engellediğini düşündüğümüz şeyleri. Sonra buruşturup salonun bir yere fırlatmamızı. Ben yazdım ama atmadım. Bana karşıdan bir yerden gelen buruşturulmuş kağıt ise bomboştu! Ne saçmaydı. Hiç mi korkusu yoktu o kağıdın sahibinin? Yoksa şekle uymak için yazmasam da olur demiş ama atmış olmak için mi atmıştı? İşte meselesi de tam buradaydı!! Ne zaman ki insan kendine dürüst olur, yani yazar kağıda korkularını eyvallah, ama atıp atmama hakkı onda baki. Öte yandan hiç yazmadan sadece birilerine ayak uydurmak için boşa sallamak ise bir o kadar ikiyüzlüce ve samimiyetten uzak.

Bir mekandan/ofisten, ilk yürüdüğünüzde ilham almıyorsanız, o yer size göre değil demektir!

Kursty Grooves : “Mekan yönetimi önemli bir araçtır. Nereye gitmelisiniz ki, oradan ilham alasınız. Herkese ilham veren bir yer var. Bir mekandan/ofisten, ilk yürüdüğünüzde ilham almıyorsanız, o yer size göre değil demektir. 4 tür ilham verici yer var. Stimulate, Reflect, Play, Collaborate.”

*** Grooves’un “Orada Çalışmak İsterdim” sunumu, son derece hoştu. Dünya’da ki bir çok ilham veren ofis gördük. Örnekleri inceledik. Ne de güzel mekanlar vardı. Türkiye’de bu konuda öğrenecek çok şey var. İnsanlara ilham veren görüntüler yaratmanın onları kontrolsüz bırakmak olmadığını anladığımızda, insanların sıkı kurallarla ve renksizlikle daha disiplinli ve performanslı çalışanlar olabileceğini sanmak yanılgısından kurtulduğumuzda, renklerin önemi çok daha iyi anladığımızda bu ülkede ofislerin ve mekanların dizaynları konusunda bir aşama kaydetmiş olacağız.

Kariyer bir sidik yarışıdır, herkes sırasının gelmesini bekliyor!

Fazıl Oral : “Yetenek derken bunu bütünsel olarak algılamak lazım. Bizim mütevazi MEB’nın bütçesi 39.169 milyar dolar. Harvard’a yapılan bağış miktarı sadece 30 milyar dolar. Ülke olarak yenecek daha çok ekmek var. Yetenekleri sadece bazı alanlarda geliştiriyoruz. Herkese aynı eğitimi aldırıyoruz. Niye? Kaleci, kalecilik eğitimi, saha oyuncusu saha eğitimi almalı. Kariyer demek, sidik yarışı demektir. Türkiye küfür ile şükür arasına şıkışmış bir ülke. Söyleyen değil, söylenen bir milletiz. Kişisel gelişim kitapları her yıl artıyor. İstersen başarırsın demek mümkün değil. İstesen de bal gibi başaramayabilirsin. Bu tür kitaplar insanı havaya sokuyor. Şirketlerde yetenek havuzlarına alınanlar tamam da, diğerlerine ne diyoruz? Yeteneklilere bir eğitime gönderildiklerinde, deniliyor ki bunu diğerlerine söylemeyin. CV’lere takılmayın. Enerjisi yüksek olanları işe alın. Hayat lineer değil, hayat sirküler.”

*** Fazıl Oral, geçen sene de zirvede konuşmuştu. Söylediği bir cümle mıh gibi aklımdadır. “Etiket ve unvan budalasıyız!” demişti. Bu sene de “Kariyer bir sidik yarışıdır, herkes sırasının gelmesini bekliyor!” dedi. Fazıl Oral, son derece samimi bir kişilik. Konuşması oldukça netti. Politik olmaktan, kıvırmaktan uzaktı. Anlamı üstündeydi. Aşikardı. Bu nedenle katılımcıları ayrıca etkilediğini düşünüyorum. Ama insanlarımız, kendilerinin türlü nedenlerle söyleyemediklerini dile getiren, bu cesarete sahip insanları dinlemeyi sever, onlardan etkilenmeyi de sever. Fazıl Oral, zirvenin ikinci gününde de M.Namık Aydın ile ortak bir sunum gerçekleştirdi. Ona da katıldım. İnsanların samimi insanlara hayran olduğunu bir kez daha tespit ettim. İnsanlar akademik bilgiden ziyade kalpten bir şeyler söyleyen insanlara hayran kalıyor. Okullar ve ünvanlar konusundaki düşüncelerimi yazılarımı okuyan herkes bilir. Fazıl bey ile bu noktada düşüncelerimizin ve bakış açımızın son derece mütabık olduğunu görmek beni ayrıca memnun ve mutlu etti. Kendisi ile de 5 dakika kadar sohpet etme ve bunu belirtme imkanı bulduğum için ayrıca memnunum.

Yetkinlikle bir iş yapacaksan, iş ben uzmanı olabilmekten geçiyor.

Mehmet Namık Aydın : “Enerjiyi düşürenler, yetkinlikten çok uzak. Yetkin insan şarjlı pil, yetkin olmayan insan kullan at pil. Yetkinlik ile enerjiyi birleştirelim. Salt pozisyon gücü ile yönetmek söz konusu olduğunda ne kadar yetkinlikten bahsedebiliriz? Yetkinlik, Ben Uzmanı olmak demek. Yetkinlikle bir iş yapacaksan, iş ben uzmanı olabilmekten geçiyor. Bildiklerin seni yetkin yapamıyor. Bildiklerini hayata geçirebilmek, uygulayabilmek seni yetkin yapıyor. Yetkin olmak için uygulamak lazım. Kendini tanı, anca o zaman etrafını yönetebilirsin. Y nesli iyi ki geldi. Tanrı’ya çok şükür ki, biz X nesli yavaş yavaş gidiyoruz. Değişimi isteyen kendi değişmedikçe hiçbir şey olmaz.”

*** Son derece tecrübeli bir konuşmacıydı N.Aydın, kendisini de çok beğenerek dinledim. Zirve süresince her konuşmadan değil ama bazı konuşmalardan son derece ilham aldığımı ve inovatif bir tip olan benim yaratıcılığımı tetiklediğini belirtmiştim. Bu konuşmacılardan biriydi N.Aydın. Zirvenin ikinci günü Fazıl Oral ile ortak yaptıkları sunumu da dinledim. İkisinin de her iki günkü sunumları, paylaşımları son derece yararlıydı. Katılım için yoğun rağbet sanırım hem samimiyete, hem yukarıda nedenlerini açıkladığım bir çok olguya hem de İK’nın ve İK’cının kendi içindeki keşif süreçlerine dayanıyor. Çünkü İK, yaratıcılığı keşfediyor. İK, ruhu keşfediyor. İK’nın samimiyeti politikliğe tercih etmesinin zamanı geldi de geçiyor. Liderlik ünvanınız değil, sizin RUH’unuzdur. Enerjiniz, yaratıcılığınız RUH’unuzun beslediği ve ortaya çıkardığı hazinelerdir. Her insan kendi geleceğini, insan kaynakları ise insanlığın geleceğini şekillendirecektir. Dolayısıyla kendisi monotonluğun ve renksizliğin içine sıkışmış bir ik ne kadar ilham verici ve yönlendirici olabilir ki?

Geleceği öngörmenin yolu, onu yaratmaktır.

Andy Lothian : “Hayatınızda her gün nasıl seçimler yapıyorsunuz? Jung diyor ki, hepimiz seçim yapmaya mecburuz. Bugünden alacağınız bir mesaj belki de sizin kişisel dönüşümüzde bir adım olacak. Geleceği öngörmenin yolu, onu yaratmaktır. Kendinizi tanımak kendinizi ısırmaktır. Markanızı ilham verici yapın. Elmaslar ham halde elmasa benzemiyor. Çok sıkı çalışın çünkü fırsatları yakalamanız gerekecek.”

*** Lothian, bir İşkoç. Son derece heyecan dolu ve ilham verici bir sunum yaptı. İyiniyetli ve samimiyeti ile etkileyici. Sunumuna William Wallace’ın yani hepimizin bildiği adıyla Cesur Yürek’in cümleleriyle başlaması son derece hoştu. Alper Utku’ya da İşkoçların yerel kıyafetini hediye etti ve Alper Utku kendisine bu sunumda bir İşkoç olarak eşlik etti. 

Yukarıdaki notlarımın hepsi zirvenin birinci gününe ait. Zirvenin ikinci günü bir çok paralel oturum vardı. Binnur Zaimler’in iş dünyası ile astroloji arasındaki ilişkiyi anlattığı sunumuna, Kemal İslamoğlu’nun sunumuna, İK’nin sosyal medya’da var oluşu hakkındaki bir başka sunuma, Seda Kayrak’ın dijital ik hakkındaki sunumuna ve Eczacıbaşı Future Fit sunumuna katıldım. 

Ve en ama en vurucu olanı sona sakladım. Yazarlığına, kitaplarına ve duruşuna hayran olduğum Elif Şafak’ı, ik zirvesinde görmek ne kadar güzeldi kelimelerle anlatmak mümkün değil. Sakinliği, konuşması, tavrı ve tarzı ile Elif Şafak karşımızdaydı. Dinlemek bambaşka bir keyifti. Etkileyiciliği tartışılmazdı.

Konuşmasının bir bölümünü videoya aldım ve sizlerle youtube’da paylaştım. Dinlemek isterseniz, izlemeniz tavsiyemdir.

Zirve programının yürütücüleri Alper Utku ve Didem Gürcüoğlu Tekay’dı. İkisinin enerjisi de güzeldi. Bir ara Alper Utku’nun yoğun tempo dolayısıyla yorulmuş olmasından olacak ki, oturduğu koltukta esnemesi ve yüzündeki yer yer beliren yorgun ifadesinin dışında sanırım her şey yolundaydı.

14 Şubat malumunuz zirvenin ikinci günüydü. Günün başında Ai Se Eu Te Pego şarkısıyla dans ettik. Orkestra çok güzel çalıyordu. Bunu da sizler için videoya kaydettim. Hatta bir ara Didem hanım da kamerama karşı dans ediyor. 

Kalp şeklinde kurabiyeler, Elif Şafak sunumundan önce salona donatılan kalpli balonlar ve one billion rising dansı ile zumba fitness gösterisi mükemmeldi. 

Bu arada yemeklerin de çok lezzetli olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Tüm MCT ailesine nazik davetleri için teşekkür ediyor ve bir zirveyi daha atlattıkları için geçmiş olsun dileklerimle birlikte tebriklerimi iletiyorum.

Gelecek senenin teması Provakatik İK (Ezber Bozan Bakış Açıları) olacak. Zamanı gelmişti !