İnsan hayal ettiğini yaşarmış. Peh, peh, peh…

Yok, o iş öyle değil. Yok ! Kazın ayağı öyle değil 🙂

Bazen kendi kendinize düşünürsünüz, yaşadığım şeyleri ben mi hayal ettim diye? Bazen de hiç ummadığınız, belki aklınıza bile gelemeyecek olan durumlar yaşayabilirsiniz. İşte o zaman, hayal et olur, hayal et olsun, hayal ettiğini yaşarsın bla bla lafları son derece boş. Ha, olumlu düşünmek her zaman yararlı, keza benim şu an kastettiğim o değil.

Ben, insanın hayatında yaşadığı bazı olayların, içinde bulunduğu bazı durumların kendi hayali ile olduğuna, üstüne üstlük “The world such, because you’re such”J eğitimi almış biri olmama rağmen inanmıyorum. Örneğin, geçenlerde kitaplığımı düzenleyip, temizlerken, seneleeeeer önce notlarımı yazdığım bir ajandamı buldum. Genç fidan Banucuk, ta o zamanlar aynen şimdi karaladıklarını karalamış, hayallerini, isteklerini yazmışta yazmış. Sonra fark ettim ki, üzerinden kaç sene geçmiş, ama hala apaynılar. Ancak henüz hayata gelmemiş, vücud bulmamışlar, gerçekleşmemişler. Demek ki, her şey öyle boş boş hayal et olsun demekle olmuyormuş. Ya da hayal edince hemen olacak diye bir şey yok. İnsan kendince “zaman” algısı içinde depelenedursun, ezelin ve ebedin sahibinin öyle bir mefhumu yok!

Hayatta başka dengeler var. Başka ayarlar. İnce ince ayarlar var bu alemde.

İnsan bazen genişliyor, bazen daralıyor bu hayatta. Her bakımdan.

İnsan her daim genişlemede veya her daim daralmada değil.

Allah’ın izniyle 2013’ten 9 ayı geride bırakmışken, bu yıl bu 9 ayda yaşananların bazılarını hiç ama hiç hayal(!) etmemiştim, hayali bırakalım aklıma bile getiremezdim, ama yaşadım ve geride bıraktım. Bazısını ise aklıma getirebilmiştim. Onları da yaşadım. Demek ki, hayal etme veya istekte bulunmada bir nasip işi! Allah izin verirse, senin onu aklına getirmen mümkün. Allah izin vermezse, sen bir halt hayal kuramazsın. Anlayamazsın, kavrayamazsın, nail olamazsın. Sırf kendin, beşeriyete ait sınırlı dimağınla bir baltaya sap olamazsın. Onun için hayal ettim oldu??!! Yok, böyle bir şey 🙂

rob-potvin-420

Güneşli havalarda dost/düşman belli olmaz!

Bazı olaylar, durumlar bazı insanları birbirlerine yakınlaştırır. Bazı olaylar ve durumlar ise uzaklaştırır. Hayatta dostluk/yakınlık, öyle tatlı günlerde, sorunsuz zamanlarda belli olmaz. Güneşli havalarda dost/düşman belli olmaz! Ne zaman hava kapanır, fırtına olur, o zaman çıkar meydane kim dost, kim düşman…Kim yakın, kim uzak o zaman anlarsın.

“Aaaa biz kaç senedir birlikteyiz ama”

Ben ilişkilerde (arkadaşlık, aile, sevgililik…vs.), geçirilen uzuuuuun yılların değil, kalbe dokunan, ruha dokunan anların etkili olduğunu düşünüyorum. Örneğin, bir insanla üç, beş yıl olursunuz kalbinize dokunmaz, ısıtmaz içinizi, bir insanla üç, beş ay olursunuz içiniz ısınır, bir bağ kalbinize dokunur. Yani bana biri çıkıpta “aaaa biz kaç senedir birlikteyiz ama” demesin, çünkü ilk etapta bana bir değer ifade etmiyor.

Bu satırları bile yazarken, duygularım ve düşüncelerim o kadar çok ordan oraya sıçradı ki, o kadar çok şey hissettim ki, hepsini yazıya dökemedim bile. Geçmiş, şu an, gelecek…Her şey 🙂

Kafamdan değil, kalbimden geçenler hiç değişmedi.

Ben hep güzel şeyler hayal ettim, hep güzel şeyler yaşamak istedim. Arzularım, kafamdan değil kalbimden geçenler hiç değişmedi, yıllar önce neyse şimdi de o. İnsan hayallerini de kanıksıyormuş demek ki…İnsan, kaderini kafasından geçenlerle değil, kalbinden geçenlerle yaşar.

Yazmak, bazen öfkeden kabaran ruhumu bir yatıştırıcı gibi dindiriyor.

Yazmak, bazen içimden mide gurultusu gibi yükselen yalnızlığımı boğuyor…

Yazmak, hayat ağacımın dallarından birine sanki daha iyi tutunduğumu görmemi sağlıyor.

Yazmak, içimde dolup taşan, kendi kendini taşıran, tüm fokurtularımı azaltıyor.

Yazmak, kendi kendime bir terapi…

Onun içindir ki, bazen sen seç(-e-)mezsin, sadece yaşarsın!…

Onun içindir ki;

Allah kısmet ederse; el getirir, yel getirir, sel getirir. Allah kısmet etmezse; el götürür, yel götürür, sel götürür. ” (Rumi)