Ağustos ayının sonlarına doğru, dedim ki, doğumgünümde yaklaşıyor belki bir imaj değişikliği iyi olur düşüncesiyle, kuaförün yolunu tuttum 🙂

İmaj değişikliği can’dır.

Uzun olan saçlarımı kısa bir modelde kestirdim. Kuaförde saçlarım kesilirken, dergilere göz atayım dedim ve ebatı normal(!!) dergi ebadından daha büyük olan ismi lazım değil ama tahmin ettiniz isimlerini, birkaç sosyete(!) dergisine göz attım. Ve o zaman böyle bir yazı yazmalıyım diye aklımdan geçirmiştim sonra yazı planlarıma göre sıra anca geldi. Bu arada ilham da gelmesi lazım tabi 🙂

Neyse ki geldi ve yazıyorum sevgili okuyucularım;

O dergiyi incelerken, orada fotolarını gördüğüm kadınlar için sonra da bu çerçevedeki tüm kadınlar için üzüldüm açıkçası. Ağustos sayısı olduğu için çoğu foto ya tatil sonrası, ya tatil sırasında ya da tatil etkileşimli idi doğal olarakJ Dolayısıyla kadınların, aynı ton sarıya boyanmış saçlarına, aynı buruş buruş bronzluk eşlik ediyordu. Gözlerin altında aynı ton concealer çekilmiş, aynı tip çekici olma endişesi ile verilmiş yüzlerde aynı zorlama poz gülüşleri…

Kadınların bu genel hali için bu yazıyı kaleme almak istedim.

Hem kadınların raf ömrü az denilir hem de bu ortamda kadınların kendilerini sözde daha güzel olabilmek için vargüçleri ile zorlamaları ikilemi had safhada…İşimiz kolay değil elbette kadın olarak onu kabul ediyorum ama kendini zorlamak ve doğallıktan şaşmakta bir o kadar kötü bir seçimmiş gibi geliyor bana 🙂

Doğal kalsak, bir sevenimiz çıkmaz mı?

Sanki doğal olunsa veya doğal kalınsa, erkeklerin onları beğenmeyeceğinden mi korkuyor o fotolarını gördüğüm boyama sarı saçlı, 15 cm.lik topuklu ayakkabının açık olan burnundan fırlamış olan yamulmuş fransız manikürlü başparmakları ile o kadınlar…Ben eminim ki, örneğin şimdi o bayanlara sorsam, cilt bakımı yaptırıyor musunuz diye, yüzlerce milyon harcadığı kremleri, bakımları, bilmem neleri söylemez, der ki, ooo yoo sadece su ve sabun! Sevsinler ve bana da yolla sen o sabunları tatlım…Bir de hepsi eminim paracıkları bayılıp pilatesssss’e gidiyorlardır Nişantaş’larında…Oohh yeah 🙂 Birisi de çıkıp çatır çatır demez (ya da ben denk gelmedim, bilmiyorum henüz) dünya parası bayılıyorum kremlere, güzellik ürünlerine, kendime bakayım diye aç geziyorum…vs. diye. Asıl handikap, güya hiç bunun için zaman, emek ve para harcamıyormuş gibi görünerek, “Allah’tan bu benim doğal güzelliğim..” ayağına yatmaları…Asıl sıkıntıları ve kabızlıkları bu!

Doğallık dedektörleri iş başında…

Bence erkekler, bunca yapaylık arasında doğallık tarama dedektörlerini vargüçleri ile çalıştırıyorlar ve doğal olan kadını arıyorlar. Aramayanda vardır elbet keza sözlerim onları kapsamıyor zaten 🙂 Kadın hem güzel olmak zorunda, hem bakımlı(!), hem çalışkan, hem para kazanan, hem iyi bir anne, hem iyi bir sevgili, hem cazibeli ve çekici bir femmefatale 🙂 Bir koltuktaki bu karpuzlar ne kadar da ağır kendi başlarına, değil ki toplamı…

Kusursuz vücutlar, mutluluğu ve aşkı yakalar diye bir şey yok.

Hemcinslerime naçizane önerilerim şunlar olacak, yalan söylemeyi bırakacaklar, birilerine veya bir erkeğe tabiri caizse kapak atmaya değil, onu gerçekten sevmeye çalışacaklar. Platin sarı saçları ile değil veya süper kusursuz vücutları ile değil (o zaman gördüğümüz o mükemmel vücudlardaki sayısız kadın terk edilmezdi veya sevgililerinden ayrılmazdı demek ki olay tek başına saç, kilo, cilt veya yaş değil!…) yürekleri ve duygularıyla bir erkeği sevecek ve ruhları ile ait olacaklar. Sıradan ve birbirlerine benzer kılıklarlarda değil, kendilerine özgü, tarz sahibi ve orginal olarak kendilerini ifade edecekler.

Naçizane beylere önerilerim ise, kadınların bir koltuklarında on karpuz taşımalarını beklemeden onları tüm kusurları ama öte yandan tüm mükemmellikleri ile sevebilecek, onlardan korkmayacak, kendilerini ve ruhlarını can-ı gönülden güvenle teslim edebilmek için pratik yapmaya çalışacaklar, bir kadını giydiği tuvaleti, manikürlü tırnakları veya sadece vitrini için sevmeyecekler. Ki buna sevme denmez elbette 🙂 O vitrinin bir de deposuna bakmak lazım…Ruh dedektörleri, benzersiz olanı, tarz sahibi olanı, sıradan olmayı bulmak için tarama yapacak. Ki bunu istiyorlarsa şayet…

Elbette birbirlerini bilmeden, fark etmeden ama öz’de her zaman arayan o kadın ve erkek bir yerlerde karşılacak ve o zaman gerçek aşktan kaçış olmayacak…

Bu sonbaharda aşk başkadır dedirtecek günlere…:)

Not: Saçlarımı boyamıyorum, manikürümü kendim yapıyorum (Fransız manikürünü de pek tercih etmem açıkçası), pilates için Nişantaşı’na gitmiyorum, alet edevatı evime aldım, diyet yapmıyorum ama her şeyi de yemiyorum, kremlere para veriyorum, annemden aldığım en değerli nasihatlarimden biri, “dişler ve cilt ihmale gelmez ve ucuz ürün kullanacak kadar değersiz değildir” bu öğüdü yıllardan beri aynen uyguluyorum 🙂 Gencim ve güzelim…Ve bence de sonbaharda aşk olsa, olsa da bambaşka olsa…Hiçte fena olmaz yani 🙂