Ya bazen bu hayal gerçekleştirmek söylemleri falan bana yavan geliyor ne yalan söyleyeyim. Acaba bu insanların hep güzel bir şeyler ümid etme, güzel bir şeylere inanma istek ve ihtiyacından mı doğuyor? Yoksa içimizde güç, sınırsızlık falan gibi şeyler boş mu? İnsan dediğin nasıl bir varlık ki ? Ömrün ne kadar biliyor musun ki?

Bazen benim de (-her ne kadar kuyruğumu her zaman dik tutmuş olsam da-) “hadi ordan be” demişliğim var. Bunu da saklamıyorum. Hoş hayatta hiçbir söylemimi (-çok stratejik değilse-) saklama yanlısı olmadım. Çocukluğumdan beri öyleydim. Tavrım nettir, muğlaklığı sevmem. Oldum olası öyleydim. Bunun için sevilmedim belki de bazılarınca…Ya severim ya sevmem. Ya beyazım ya siyah. Ya giderim ya gelirim. Ya tutarım ya bırakırım. Allah’ım neden böyleyim ben? Şöyle dansöz olamadım, ay ne bileyim ya diyemedim, dudak bükemedim, aaa bilmem ki, öyle mi olsa böyle mi olsa diye rol kesemedim. Bilerek ve isteyerek rol kesmek istemedim.

Bırak bir başkasını tanımayı, kendini tanıyor musun ey insan?

Her şey bir amaca hizmet etmeli. Söylediğiniz sözler, yaptığınız işler, yazdığınız yazılar, gerçekleştirdiğiniz her şey…Yani insana düşen “ben amaçsızca, öylesine takılıyorum” demek değil. Herkesin ve her şeyin bir amacı var. Yaşanan her zamanın. Çünkü bir “an” bir diğerine hizmet ediyor. O “an” olmasa diğeri de olmayacak çünkü. Her “an”ın varlıkları için birbirlerine ihtiyaçları var. Hayatın bir amacı var. İçinde yaşadığın bu dünyanın, varolduğun bu dengenin, baktığın gökyüzünün, her şeyin…

Yanına bak bakalım kim var, kim yok? Kimi ve neyi isterdin ya da? Gereksiz  ve yersiz üzülebilmek yetisi bolca var insanın içinde…Bu kabiliyet(-sizlik-) kanımızda geziniyor. Düşünüyorum bende bolca payımı almışım bu kabiliyetsizlikten…Halim komik. Ya kim bana çıkıp mükemmele yakın bir görüntü çiziyorsa veya yansıtıyorsa (işte, güçte, orda, burda) söylüyorum gayet net: Uyuz oluyorum!! Çünkü doğru değil, çünkü maksimum sahte, bunu biliyorum. “Gerçek ol kardeşim azcık” diyesim geliyor. Öylece bakıyorum sonra da gidiyorum sırf bu yüzden. Hissettiğini söyle be kardeşim, dibe vurduysan da dibe vurdum de, bozulduysan da bozuldum de, sevdiysen sevdim de, yalnış yaptıysan yalnış yaptım de !

Bazen bulduğun hal’in içine bakman gerekir. Tam olarak nasıl bir hal içerisindesin?  düşünmen gerekir. Neden mutlusun? (-hoş mutluysa insan pek sormaz bu soruları kendine orası ayrı-) Neden mutsuzsun peki? Ne olsaydı mutlu olurdun? Ne oldu da mutsuz oldun? Bu soruları sormak ve cevaplarını dürüstçe vermen gerekir. Kimseye söylemene de gerek yok, kendine ver yeter. Kimse duymasın. Sen kendinle konuş. Zaten mutsuz olduysan kimseyi rahatsız etme, bir süre kendine katlan, geçecektir emin ol. Bir süredir kendimle takılıyorum. Ben de benzer bir değinmeyle, bilirim her halimi, neler olup bittiğini, ne kadar süreceğini, ne zaman biteceğini, nasıl geçeceğini, bu arada neler olabileceğini…vs.

Her hal geçicidir, ne sevinç sürer ömür boyu, ne hüzün! Herkes incittiği kalp kadar yaşama tutunmaya çalışır. Hiçbir hesap yoktur kapanmayan. Kendi duygularınıza küsmeyin. Hissettikleriniz için kendinizi suçlamayın. Belki sevmek istediniz, belki özlemek istediniz, belki yaşamak istediniz. Bazen olur, bazen olmaz. 

Bu nedir biliyor musunuz? 

Bir an tatlı hayaller kurup, onların avuçlarınızın içinde tuzla buz olmasıdır yaralayan, her defasında aşkla yol alınabilecek nar-ı hakikati yaşamak için bir kez ve bir kez daha denemek icin niyet etmektir. Ve yaralanmayacağınızı da kimse garanti edemez. Pekte güzel yaralanırsınız. Bu bunu bilerek yola çıkmaktır, belki de seve seve yaralanmaktır.

Sadece sizi ziyaret eden o halin bir süre senin misafirin olmasına gönüllü olmak lazım. Yani sevinçli misiniz tadını çıkarın ama bilin ömür billah değil rahat olun, hüzünlendiniz mi, acı mı çekiyorsunuz bunun tadını çıkarın demeyeceğim mazoşitçe merak etmeyin! Ama bu da geçecektir bunu bilin o kadar.

“Kapı açılır sen yeter ki vurmayı bil. Ne zaman? Bilmem. 

Yeter ki, o kapıda durmasını bil.”

Hayat bir marangoz misalidir, kulağının arkasına tutturulmuş, küçülmüş silik yazan kurşun kalemi ile…Ara sıra senin ölçünü alır. Çizer, işaretler, bakar, hesaplar. Sonra da başlar köşeleri yuvarlamaya, uzaltmaya veya kısaltmaya, kesmeye veya biçmeye. Sonra durur bakar istediği gibi olmuş mu? Olmamışsa vah haline gene boyunun ölçüsü alınacak demektir. 

“Her insanın ölçüsü, değeri yüreğinde, istemindedir asıl. Yiğitlik, kolun bacağın değil, yüreğin, ruhun sağlamlığındadır. Yüreği yılmadan düşen dizleri üstünde savaşır. En yiğit kişiler en mutsuz insanlardır kimi zaman” der Seneka.

Onun için kendi çapını ölçtün mü ey insan?

Hiç ölçtün mü? 

Sonuç ne ?

Yoksa henüz kendi çapını ölçmeden başkalarının çaplarını mı ölçmeye kalktın?

Hadi öyle yaptın diyelim;

Ne buldun, ne gördün?

Ya da ne bulamadın, ne göremedin?