Bir insanın mesleği onu yansıtır. Kendisinin bir ifadesidir. Sizi ifade ettiğini düşündüğünüz veya şu anda yaptığınız meslekte, oturduğunuz koltukta itibarınız nedir? İtibar, size yönelen algıların tamamıdır, toplamıdır. İtibar ve insan kaynakları yönetimi birbiri ile ilişkili ve gittikçe önemi çok daha iyi kavranan bir süreçle ayrılmaz olarak birbirine ilintilidir. İnsan Kaynakları, ait olduğu firmanın yüzüdür, resmidir, tanıtıcı reklam filmidir. İş görüşmeleri sürecinden işe alım sonuçlanıncaya kadar adayların görüp, izlemledikleri bir departmandır. Kısacası insan kaynakları departmanı bir firmanın karnesidir.

Kurumsal itibar, uzun vadeli kariyer yönetimi, çalışanlara yapılan yatırım ve eğitim, etkin insan yönetimi politikaları, geçerli ve düzgün işleyen bir performans yönetim, adil ve piyasa düzeyinde (mümkünse biraz üstünde) ücret politikaları ve yan haklar yönetimi ve özellikle de kriz dönemlerinde çalışanlara olan yaklaşımları şirketler açısından beğeni kavramını artıran faktörlerin başında geliyor. Küreselleşme ve rekabet koşulları bu çerçevede, insan kaynakları yönetimine ilişkin faaliyetlerin yeniden düzenlenmesine neden olmaktadır. Bu nedenle işletmeler, rekabet avantajı sağlamak için insan kaynakları yönetimi uygulama ve politikalarını stratejik bir unsur olarak  kabul etmektedirler. İnsan kaynakları yönetimi stratejik olma özelliğini küreselleştirme ile birleştirerek personel işlemlerini/anlayışını mikro politikalardan makro politikalara taşımıştır. Bugün adaylar tarafından en çok tercih edilen ve çalışılmak istenen firmalara baktığımızda da beğeni kriterleri açısından tüm bu yönetim politikalarına sahip şirketlerin üst sıralarda olduğunu rahatlıkla gözlemliyoruz.

hr_professional_coaster-r70becd89e83a4b2c857729db7b3991f8_ambkq_8byvr_324

En beğenilen şirketlerin İK uygulamaları açısından rakiplerine göre hangi konularda ciddi rekabet avantajı sağladığını söyleyebiliriz. Çünkü öncelikle bu şirketler çalışana yapılan yatırımı çok doğru belirleyerek şirketin en önemli misyonu haline getirmiştir. Çünkü çalışanlar değerlidir. “İnsan” değerlidir. Bunun için de özellikle İK’ya yaptıkları yatırımlarla dikkat çekiyorlar. Doğru kurgulanmış bir insan kaynakları stratejisi başarı getirir. İnsan Kaynakları departmanı bir şirketin temelidir. Temeli ne kadar iyi hesaplanarak atılmış ise bir bina üst katlarına doğru bir o kadar iyi ve dayanıklı olur.

İtibar zorla yada zorlama yoluyla kazanılmaz/kazanılamaz. “İtibar” edinilir. Bir insan kaynakları çalışanının kişisel itibarı da önemli bir kavramdır. Mesleğini iyi ifade edebilmek ve insanlarla iletişimde bulunabilmek önemli ve parlayan bir yetkinliktir. Aslında bu içten gelen bir ışıktır. Bazı insanlarda bu doğal bir olgudur. Yazımın başından belirttiğim “Bir insanın mesleği onu yansıtır” ın anlamı budur. Ne mutlu ki bu yetkinlikle sahip ik’cılara ve böyle ik’cılardan oluşan bir İK ekibi olan firma yönetim kurullarına…Bu büyük bir nimettir. Oldukça kıymetlidir.

Çok sevdiğim bir söz vardır: “Birinci sınıf insanlar, birinci sınıf insanları işe alır. İkinci sınıf insanlar üçüncü sınıf insanları işe alır.” Bu çok doğru anlamı olan bir cümledir. Bir İK’cının insan olarak kusursuz olmasını tabii ki bekleyemeyiz ancak bir İK’cı genel olarak kendi ile ilgili problemleri halletmiş, türlü komplekslerden, kıskançlıklardan, zararlı ihtiraslardan arınmış ve vizyonel/insancıl olmalısını bekleyebiliriz, beklemeliyiz de…

iStock-507174082_qlxbkh

İnsan Kaynakları Yönetimi, vizyonel bir bakış açısıdır. Vizyoner bir strateji ile oluşturulur. İK Profesyonelleri ise bu stratejinin bütün organizasyona yayılmasından ve hayata geçirilmesinden sorumludurlar. Organizasyonu temsil ederler, marka oluşumunda ve itibarın yönetilmesine yardımcı olurlar. İnsan Kaynakları da artık kendi içinde uzmanlaşıyor. İnsan Kaynakları sistemlerinde giderek kişiselleşmeye gidilmeye başlandı. Başka bir ifade ile anlatmam gerekirse artık konfeksiyon üretimden, terzi üretimine gidiliyor. Butik çalışmalar artıyor. Giderekte artacak. İK departmanlarında farklı disiplinlerden gelen, farklı yetkinliklere sahip bireyler istihdam ediliyor. Ancak her mesleğin olmazsa olmaz yetkinlikleri olan bazı yeterlilikler var.

Bir İK’cı da da olması gereken en önemli yetkinlik “insanı sevmek”, bu bir yetkinlik mi diyenleriniz çıkacaktır.

Evet bir İK profesyoneli olarak diyebilirim ki, bu bir yetkinlik, hatta çok önemli bir yetkinlik. Bir insanda yakınlık oluşturabilmek, beklentilerini algılayabilmek, empati kurabilmek, geliştirilebilir duygusal zeka kıvılcımları…vb.(-ki İK’da duygusal zeka kavramı başlı başına bir önemli bir konudur, bu konuyu da önümüzdeki yazılarımda ayrıca ele alacağım-) tüm bu özellikler bir firmanın hizmet kolu gibi çalışan İK departmanı personelleri için geçerlidir. Güleryüz göstermeyen, insanları başından savarcasına hareket eden, eleştiren ve sert yaklaşımlara sahip bir kişinin İK’cı olması veya bu alanda çalışılması imkansızdır. Hadi çalışıyor diyelim şirket için fevkalade zararlıdır.

The RBL Group ve Michigan Üniversitesi Ross İşletme Okulu tarafından Dave Ulrich ve arkadaşlarının araştırdıkları İK Yetkinlikleri ile ilgili 1988, 1992, 1997, 2002 ve 2007 yıllarında gerçekleştirilen araştırmaların ve toplanan 40.000’in üzerindeki anketin sonucunda; İK’nın/İK’cının sahip olması gereken yetkinliklerin;

–          Güvenilir Aktivist

–          Kültür ve Değişim Yöneticisi

–          Yetenek Yöneticisi/Organizasyon Tasarımcısı

–          Strateji Mimarı

–          Operasyoncu

–          İş Ortağı olması gerektiği saptanmıştır.

Bunlar gelecekte İK’nın konumlanacağı yeri bize rahatlıkla işaret ediyor. Başarılı bir İnsan Kaynakları, organizasyonel kabiliyetler açısından yönetime karşı bir tasarımcı, bir aktivist ve uygulayıcı rolündedir. (Daha fazla bilgi için Dave Ulrich “HR Competencies” kitabını okuyabilirsiniz.) Bir İK’cının da kişisel ve  mesleki yeterlilikleri bu doğrultuda olmalıdır.

Herkes İK’da çalışabilir mi?

Hayır, herkes insan kaynakları alanında çalışamaz.

İnsan Yönetimi kavramı, insan kaynakları süreçleri, organizasyonel gelişim, marka yönetimi, iletişim çalışmaları, psikoloji, sosyoloji ve diğer alanlardaki aktivite ve süreçleri ile birbirine entegredir. İnsanın olduğu yer neresi ise, orada sosyoloji de vardır, psikoloji de, gelişim de, iletişim de, eğitim de, motivasyon da vardır. Hiçbirini bir diğerinden ayrı düşünemeyiz. Çünkü insan kaynakları departmanları makinelerle değil, insanlarla, insanlar için çalışmaktadır. Otomasyon yoktur, kalp vardır, ruh vardır, hayal vardır, hissediş vardır. Kalbin ve ruhun olduğu her yerde karda vardır, para da vardır.